Andy Warhol
Bilim-kurgu nesliyim ben. Fantastik evrenlerde büyüdüm. Atari oynadım. En sevdiğim çizgi filmleri izlemek için sabah erkenden kalkıp ekranın başına geçtim. Bir dönem Spiderman 2 favori filmim oldu. Televizyonda Star Wars serisini gösterdiklerinde babamın her hafta heyecanla bekleyişini gördüm. Reklamlarda duyduğum sloganları, şarkıları ezberledim. Sevdiğim karakterlerin taklidini yaptım. Bazen Red Kit oldum bazen Bugs Bunny. Mickey Mouse'ın dergisi elime geçtiğinde her satırını karaladım, her kelimesini sıkılıp bıkana kadar okudum. Yüzüklerin Efendisi ve Harry Potter'ın her sahnesini adım gibi biliyorum. İnsan bildiği şeyi yazar. Şair farklı bir evren kurmuştur kendisine, bu çok doğru, fakat evreni kuran kendisi olduğu için kendi neyse evreni de bir nevi ona benzer. Bugün benim şiirimin popüler kültürden uzak durması ya da buna gerek olduğu düşüncesi benim için kabul edilebilir değil. Popüler olanın kötü olduğunu ise hiç düşünmüyorum. Hatta kötü olanın değersiz olduğu düşüncesine de karşıyım. Değer dediğimiz şeyi biz veriyorsak bizim için değerli olanın illa iyi olmasına gerek yoktur. Üstelik şiirin veya sanatın popüler kültürün dışında durması günümüz dünyasında imkansız ve bunalımlıdır. Artık her sokakta bizi bekleyen şey reklam panoları. Her yerimiz sarılmış durumda. Üstelik düşünebileceğiniz her şey düşünülüyor ve paylaşılıyor. Yeni yok. Yenilik eskidi. Şaşırtıcı olan şey şaşırtıcı değil. Artık klişe olana şaşırıyoruz. Bu da eskiyor. İnternet, sosyal medya bizi sarmış durumda. Fakat şiir popüler olanı alıp içinde eritebilir. Vasat olan sanata dönüşebilir. Şiir bu kudrete sahip. Kaçmayı hiç denemedim. Evrenime aldığım her şeyi evrenime uygulamak istiyorum. Bu benim dünyam. Ünlü bir yönetmenin filmleri ya da bir şarkıcının besteleri benim şiirime girdiğinde sadece birer nesne olarak duruyorlar orada. Benim istediğim onları tanımlamak ya da tanıtmak değil. Ben onları birer vazoya, tabloya, kanepeye çevirmek istiyorum. Büyük büyük işler şiirimin birer iskeleti olacak ve şiirimi birer organ ve et gibi ona yapıştıracağım. Pop Art'tan bahsetmiyorum. Bu sanatın popülerleşmesi değil. Sanat çoktan popülerleşti. Dünya sanat eseri kadar sanatçı üretiyor. Ve bir sanat eserine ulaşmak için sadece adını yazmanız yeterli. Mona Lisa hepimizin cebine sığıyor. Yıldızlı Gece'yi kolumuza takıyoruz. Bu bir üretim çağı. Çağımız her şeyi üretiyor ve tüketiyor. Orijinal bir Mona Lisa değerinden hiçbir şey kaybetmedi elbet. Hala yakından görmenin tadı sürüyor. Fakat fotoğrafını çekip orada olmayı kalıcı kılıyor, yakından görmenin zevkini tekrar edebiliyoruz. Ben size şunu söylüyorum. Kendime şunu söylüyorum: Kaçamazsınız. Her yanınız slogan oldu. Yeni yok. Fakat yenilemek var. Parçala- değiştir- birleştir. Yeni şiirin temeli bu. Çünkü artık "eskimeyen tek şey değişimdir" demek lazım. Parçala-değiştir-birleştir ve şiirinin içerisinde eriyen dünyayı seyret. Sadece popüler kültür yok aynı zamanda popülerleşen kültür var. Popüler olmayan hiçbir şey kalmadı. Her şey ve herkes ünlü artık. Marjinallik, topluma aykırı olmak bize sergilendi. Bunun filmleri çekildi. Üretildi ve popülerleşti. Çünkü her şey çok hızlı. Çünkü herkes her şeyi paylaşabilir durumda. Biz bilim-kurgu nesliyiz. Bunu inkar etmeyeceğiz! Şiir her şeyi içine alabilecek kadar geniştir. Yeter ki şiirin bir sanat dalı olduğu unutulmasın. Yeter ki şiir popüler olanı içine alırken kendisi popülerlik yolunda vasata dönüşmesin. Mesele şiirin dinamiklerini korumasıdır. Şiir her dönem çağına ayak uydurmuştur. Bugün deforme etmek ve büyük büyük işleri, yatırımları birer nesne gibi şiire asmak günüdür. Kendimi inkar etmeyeceğim. Bunu bir reklam panosuna bakıp hayran kaldığımda öğrendim. Bu yazıyı Sünger Bob izlerken hayal ettim. Bana katılın ya da katılmayın sizi evrenime alıp almamak benim elimde. Bir düşünün derim, eğer başkası düşünmeden yapabilirseniz. Ve ben sizin düşüncenizi de dağıtıp tekrar birleştireceğime söz veriyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder